Her zaman ki gibi maillerimi kontrol ederken fotofest için gönüllüler aradıklarını söyleyen bir maille karşılaştım ve uzun süre cevap vermek için bekledim çünkü cidden son dakikada başka bir işim çıkabilir beni verdiğim sözü tutamayacak bir konuma getirebilirdi.Ancak festival zamanı yaklaştığında herşeyin yolunda gittiğini fark ettim ve yardım ricalarını cevaplandırdım.Hoş ben daha önce birçok festivalde görev almış olduğumdan yine bu festivalde diğer festivallerin organizasyonunu yapan ekip bulunur diye düşünmüştüm.Ancak oraya gittiğimde kimseyi tanımadığımı fark ettim.Tabi bundan önce tekrar bir mail aldım şu günler şu saatler bize yardım edermisin diye soruyolardı ve ilk gün bir brunch verdiklerini benide davet ettiklerini yazıyodu mailde.İşte brunch a gittiğim gün fark ettim ki herkes bana yabancı.Neyse mailde adını gördüğüm kişiyi buldum,görevlerimi öğrendim.Beni masasına davet etti ve bende masadaki boş yere oturdum....Keşke oturmasaydım.Çünkücük kahvaltı tabağımda bulunan reçelin içinde can çekişen bir canlı vardı.Hep beni bulur böyle şeyler zaten.Kimseye çaktırmamaya çalışarak yiyormuş gibi yaptığım kahvaltı bittiğinde 'Allah'ım çok açım' diye içimden geçirdiğimi hatırlıyorum:)Tabi bu oradaki görevlilerin hatası olsa gerek ancak büyük topluluklara yapılan servislerde bu tarz hatalar mazur görülebilir sanırım.
| kahvaltıdan bir görüntü |
Neyse ki oradan ayrılıp arkadaşlarımla buluşunca kahvaltıya gittik bir yerlere de doyurdum karnımı:)Daha sonra Zadok Nava'nın seminer çevirisinin yapılacağı yere gittim.Normalde erkenci biri değilimdir ancak benim fotoğrafa hiç ilgim olmadığından neyle ilgi bir çeviri yapacağımı bilmediğimden belki bir iki döküman bulurum da duruma vakıf olurum umuduyla biraz erken gittim.Ancak umduğum gibi olmadı.Üstelik simultane çeviri hiç yapmamış olmama rağmen benden bunu bekliyor olmaları da cabasıydı.Normalde bu tarz organizasyonlarda rehberlik yapıyordum.Simultane çeviri değil.
![]() |
Bu fotoğrafla ilgili yorumuda 'Bu toplum politik açıdan baskı altında yaşıyor olsada gençlik kendince bu duruma karşı çıkmayı biliyor.'gibi bir cümleydi.Genç adamın üstündeki bodyde 'Treat Yourself,Take me home' yazıyordu.
İlk çevirimden memnun kalmadığımdan durumu değiştirmek için eve gidince ertesi gün çevirisini yapacağım kişileri google dan araştırdım.En azından projelerine aşikar olmak beni biraz daha iyiye götürdü diye bilirim.Yukarıdaki fotoğraf Rena Effendi'nin Pipe Dreams projesinden bir kare.Sanatçı Bakü'den başlayıp Ceyhan'a kadar uzanan petrol boru hattının geçtiği çoğrafyaları ve bu boru hattının etkilerini görüntülemiş.Bu proje 7 sene sürmüş.Dediğine göre hergün ayaklarının altından geçen petrol hattından dakikada milyonlarca dolarlar akıyorken o toprağın üzerinde yaşayanlar yoksulluklarından hiç bir şey kaybetmiyorlarmış.Bu projeyi yapan şirket yada şirketler bir çok kişinin evine,tarlasına el koymuş.Karşılığında çok cüzi paralar ödenmiş,bazılarına onuda ödememişler.Bazılarına iş sözü vermişler ama bunu hiç bir zaman gerçeklerştirmemişler.Mesela bazı balıkçılar işlerinden olmuşlar.Boru hattının güvenliği açısından balıkçılık yaptıkları denize bile el koymuşlar çünkü.Tabi birde boru hattı çalışmaları yapılırken patlatılan dinamitler yüzünden evlerini kaybetmişler yada evleri hasar görmüş.Bunca kayıba karşılık bu insanlara bir geri dönüş olmamış.Hala hepsi gayet kötü koşullarda yaşıyorlarmış.
Dinleyicilerden biri 'Peki bu projeye petrol firmalarının tepkisi ne oldu?' şeklinde bir soru yöneltti.Sanatçının dediğine göre firmanın yetkilileri Londra'daki sergisine ve imza günü gelmişler,kitabını almışlar.Yani kötü bir tepki olmadı diyor,çünkü onların şirketinin benim projemden çok daha büyük olduğu kesin.
Ve Rena Effendin'in bir diğer projeside Oil Vilages dı.Rena Effendin'nin babası bir bilim adamıymış,özelliklede kelebekler üzerine çalışıyormuş.Dediğine göre babası 90.000çeşit kelebek çeşidini toplamış ancak şu anda bu değerli çalışma bir enstütünün bodrumunda tozlanmakla meşgulmüş.Gerekli olan kimyasallar bile sürülmüyormuş o ölü kelebeklerin üzerine.1991'de babası vefat ettikten sonra,babasının bilimsel notlar tuttuğu bir defterini bulmuş ve babasının çektiği bazı kelebek resimlerini bulmuş ve onlarların böyle yitip gitmesini istememiş ve babasının işi ile kendi işini harmanlaya bileceği bir projeye başlamış.Kelebeklerin renklerine uygun resimlerini kombinlemiş ve bu şekilde bu proje ortaya çıkmış.
Bu projede Bakü yü resimlemiş.Aslında sanatçı Bakü benim için siyah-beyazdır diyor.Burası benim şehrim ve ben burayı hep böyle gördüm diyor.Ancak siyah-beyaz olmak üzücü yada depresif anlamına gelmez diyor.
Sadece bu projede Bakü yü renkli olarak fotoğraflamış.
Bu resimlerde sanatçının 2. projesinden.
Rena Effendi'den sonra Carolyn Drake'in çevirisini yaptım.Onun projeside Uygur Türklerini konu alıyordu.Sincan Özerk bölgesinde yaptığı çalışmalarda güvenliğini nasıl sağladığını merak eden bir dinleyiciye 'Asıl güvenlik sorunu olan ben değildim orada yaşayan insanlardı.Çünkü beni en fazla sınır dışı ederlerdi ve projem yarım kalırdı ancak Uygurlar'ın bir yabancıyla konuşması onların hapse girmelerine ve belki orada ölmelerine sebep olabilirdi.'diye cevap verdi.
Bu projenin aslında çekilen fotoğrafların üzerinde yazılar yada resimler var.Sanatçı fotoğrafları çekip geri döndüğünde fotoğraflarda hala birşeylerin eksik olduğunu hissetmiş ve çektiği resimlerin çıktılarını eline alıp aynı bölgeye gitmiş ve resimlerini çektiği insanları bulup onlardan bu resimlere içlerinden gelen birşeyler yazmalarını yada çizmelerini söylemiş.Bu fotoğrafçılık sanatında daha önce ünlü fotoğrafçıların kullandığı bir yöntemmiş.Carolyn '1 sene sonra aynı yere gittiğimde çevirmenime geçen sene fotoğrafını çektiğim kardeşinin evine gitmek istediğimi söyledim ancak o bana ''Onlar seninle artık görüşmek istemiyorlar,konuşmak yada fotoğrafçektirmek istemiyorlar,bu fotoğrafı onlara götürürsen bunu yakarlar.'diye cevap verdi.O zaman değişimi fark ettim.Çin baskısını ne kadar arttırırsa Uygurlar o kadar dindar oluyorlardı.'diyor.
Çin'in son zamanlarda Uygurlar'a etki etmek için yaptığı bir diğer atak da öğrenim boyutunda olmuş.Artık Uygur okullarında Çince öğrenmek zorunluymuş.İşin kötüsü Çince bilmeyen Uygurlu öğretmenler işlerinden oluyorlarmış.Ki bilenlerde çatpat bildiklerinden Çince yi düzgünde öğretemiyorlarmış.Ayrıca sokaklarında kamera sistemleri var,sanatçı bize bunu bir fotoğrafında göstermişti böylece 7/24 Uygurları izleyebiliyorlar.
Bir restoranda fotoğrafladığı kızı 1 sene sonra bulmaya çalışmış.Meğer kız 2saat uzaklıktaki kendi köyüne dönmüş.Ancak kızı bulmuş olsada onu konuşturmak gayet zor olmuş.Kız bir rüyasını anlatmış.Bir gemide çok güzel giyinmiş şekilde okyanus üzerinde gidiyormuş.Uyanınca hemen annesine anlatmış.Annesi de bu rüyanın onun dileğinin gerçekleşeceğini anlattığını söylemiş.Sanatçı 'Uygurlar'da hoş bir adet var.Sabah uyandığında eğer rüyanı hatırlıyorsan yakın gördüğün birine rüyanı anlatırmışsın.Oda sana rüyanı yorumlarmış.Rüya kötü bile olsa hep iyi birşekilde yorumlanırmış.Bu bana çok farklı ve pozitif bir gelenek gibi geldi.Hep bişeylerin pozitif kısmını görmek gibi.'dedi.Tabi bana ve hatta bize bu gelenek pek de uzak değil.Elin amerikalısı tabi şaşırır:)Aslına bakarsanız bu tarz projelere katılmak ne kadar farklı,köklü,değerli ve geleneksel bir toplumun parçası olduğumu tekrar tekrar hatırlamamı sağlıyor ve çok seviniyorum.2-3 sene önce tiyatro festivalinde rehberliğini yaptığım Gallerli grubun başkanı olan kadın burdan bir sürü peştamel alıp gitmişti.Hani bize birşey ifade etmez pek,sadece hamamda kullanılır,pek fazla evde kullanmak için aldığımız bir şeyde değildir hani ama İngiltere'de çok nadir bulunan ve değerli bir şey olduğunu anlatmıştı bana.Üzümü yada inciri kiloyla aldıklarında suratlarındaki şaşkınlığı görmeliydiniz:)Her neyse konumuza tekrar geri dönersek Carolyn Drake o zaman fark etmişki insanlar kendilerini anlatmakta zorlanıyor yada istemiyorlar ama rüyalarını anlatırken gayet rahatlar ve rüyalarıda aslında onların yansımaları diye düşünerek bu noktadan sonra kişilerden rüyalarını anlatmalarını istemiş.
Sanatçıyı dinlerken ve söylediklerini çevirirken ona nasıl hayran olduğumu düşündüm bir an çünkü kadın kalkıp ta nereden nereye gitmiş çekim yapmış.Üstelik Türkler hakkında ve belki beni benden çok tanıyor diye geçirdim içimden.Sonra dinleyicilerden biri finansmanını nasıl sağladığını sordu.Oda burslardan faydalandığını bazende belli dergi yada kuruluşlardan görevlendirildiğini haliyle masraflarıonların ödediğini söyledi ve ekledi bu projeyi National Geographic istedi diye.Biraz kırıldım nedense bunu duyunca (bana noluyosa:) ama yinede çok anlamlı bir çalışma olmuş kesinlikle.Sonuçta bu fotoğraflar ve Uygurlar'ın içinde bulunduğu zor durum National Geographic'de yayınlandı,buda birşeydir.
Son çevirim ise Kai Widenhoefer'ın semineri içindi.Oda 2 proje tanıttı.Birincisi Gazze ile ilgili olan çalışmasıydı.Diğeri ise sınır boylarında yapılmış olan çekimlerden oluşuyordu ki Gazze çekimleride buna dahildi.
Fotoğraflar arasında yaralanmış Filistinli siviller de vardı.Bir dinleyiciyi başında örtü olmasına rağmen bacağındaki yarayı açıp gösteren ve fotoğraflanmasına izin veren bayanları sanatçının nasıl ikna ettiğini sordu.Sanatçı 'Ben Arapça bilmeme rağmen o samimi konuşmaları yapabilecek bağlantılara sahip değildim ve bu noktada çevirmenim bana yardımcı oldu.İlk olarak bir bayanı fotoğraflamaya gittiğimizde çevirmenim kadına yarasını açmasını onu fotoğraflayacağımızı söyledi.Oysa ben yüzüyle beraber alacaktım fotoğrafa.Diğer odaya fotoğrafıçekmeye geçtiğimizde bayana objektife bakmasını söyledim,oda hani sadece yarayı çekecektiniz dedi ve çevirmenim 'Kes sesini,bunu iyibir amaç için yapıyoruz'dedi ve böylece fotoğrafları çekebildim.Kendi başıma asla bunu yapamazdım.' diye açıkladı.Dinleyici peki fotoğraflarını çektiğiniz kişiler fotoğrafları gördü mü,nasıl tepki verdiler görünce diye sordu.Oda 'tabi gördüler hatta sergiye geldiler ve gayet memnundular'diye cevap verdi.
Yukarıdaki fotoğraf sanatçının bir dergide yayınlanan fotoğrafı.Buna benzer bir çok fotoğrafı vardı ve bir yabancı konuk 'Hep Filistin de çekim yapmışsınız sanırım,İsrail'de yara almış siviller varmıydı,onları da fotoğrafladınız mı?'diye sordu.Sanatçı 'Bu fotoğraftakilerin neredeyse hepsi sivil Filistinlilerdi,sadece 1 kişi Filistin askeriydi.aynı çalışmayı İsrail tarafında da yapmak istedim ancak bulabildiğim tek kişi bir bacağı kesilmiş olan bir bayan doktordu ama elbette onlarda psikolojikaçıdan yaralanıyorlardır.'diye cevapladı.Ve bu noktada dinleyiciler arasında fısırdaşmalar başladı tabi.Bir başka kişi 'bu proje yayınlandığında nasıl tepki aldınız?'diye sordu.Sanatçının bu çalışması Paris'teki Modern Sanatlar Müzesin'de sergilenmiş ve internet sitesinede konulmuş.Ancak serginin 3.gününde internet sayfasından kaldırılmış.(yahudi locasının baskısı nedeniyle)Sanırım 5. günde de 2 kar maskeli motosikletli gelip sergiyi dağıtmaya çalışmış.Tabi o kişiler hapse bile gitmemişler ve olaydan sonra sergi kapatılmış.Buradan da İsrail yanlılarının bu çalışmadan hoşnut olmadıklarını anlamak mümkün.
Yukarıdaki fotoğrafın üst kısmında soldaki adam Filistinli bir sivil tahmin edebileceğiniz gibi İsrail askeriyle tartışırken çekilmiş bu fotoğraf.Bir diğer fotoğrafta ki ben onu bulamadığımdan buraya koyamadım,bir adam karısı ve çocuğu check point denilen geçiş noktasına gelmiş ve askerler onlara 'buradan geçemezsini ancak bir sonraki geçiş noktasını deneyebilirsiniz demiş.Ancak bir soraki check point 8km. ilerideymiş.Bunuda Kai hakkında araştırma yaparken okumuştum internette.
Veee bu görevimde sona erdiğinde benim için fotofest bitmişti.Yani görevlerim bitti.Bu projede ucundan kıyısındanda bulunmaktan çok mutlu oldum.Çok hoş ve büyük bir organizasyondu.Bana çok şey kattı ve farkında olmadığım yada unutmaya yüz tuttuğum bazı gerçekleri yeniden hatırlattı.Her bir sanatçıyla fotoğraf çektirmek isterdim ama bu son gün aklıma geldi ve 1 tek Kai Wiedenhoefer ile fotoğraf çektirebildim ki fotoğrafa o anda bakıp bir tane daha çekelim demediğimden (çünkü hızlı hareket etmeliydik yeni bir seminer başlayacaktı) kötü çıkmış idare edeceğiz artık:)
| Seminerlerin yapıldığı yer burasıydı.Ben en önde sağtarafta elektirik sobasının önünde oturarak çeviri yapıyordum. |
| Evet Kai Wiedenhoefer uyuyo bende konuşuyorum bu fotoğrafta fotoğrafı çekenle ,sağlık olsun:) |















Hiç yorum yok:
Yorum Gönder