Merve'nin gözlemi : Senin mail okurken ki ciddiyetin ile ekmeğe reçel sürerken ki ciddiyetinin aynı olduğunu fark ettim ..... (olay esnasında reçel sürüyorum tabi :D )
Sağol Merve, sen olmasan bunu asla fark edemeyecektim... :D :D :D
Yok Artık Daha Neler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yok Artık Daha Neler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
24 Aralık 2015 Perşembe
23 Kasım 2015 Pazartesi
Yine bir gün İngilizce Öğretmenliği satın alıyoruzz :D - Did I say it out loud ?
Adam "İngilizce Öğretmenlik ne kadar acaba" diye sormuş yönettiğim bir sayfaya... Şimdi eğer İngilizce Öğretmenliği puanlarını soruyorsan, sayfaya mesaj yazana kadar Google amcana sor demek var ama ya ciddi ciddi bu bölümü parayla satın alabileceğini düşünüyorsa ne yapmak gerek onu henüz çözemedim ...
12 Kasım 2015 Perşembe
Kuşu zaten tutuyorum, marifet dinozor daymış.... Did I say it out loud?
Ağzımla dinozor tutsam da memnun olmayacak kişilerle muhatap olmak inanın beni hiç zorlamıyor... kafayı yemek üzere olduğumu da nereden çıkardınız??!! :D
3 Kasım 2015 Salı
Anlamama yardımcı olursanız sevinirim :) Did I say it out loud Yüksek sesle mi söyledim,
Yine şehirler arası bir otobüs yolculuğundayım... Muavin ne içersiniz diye soruyor... Ben çay istiyorum... Muavin aynı soruyu yanımdaki arkadaşa soruyor, oda kahve istediğini söylüyor ve sonra ekliyor "Ama üçü bir arada olmasın, ikisi bir arada istiyorum.Bir de şeker lütfen..."
Eee tabi insan benim gibi işsiz-güçsüz olunca böyle cümlelere takılmadan edemiyor :)
Arkadaş, zaten ikisi bir arada ile üçü bir aradanın farkı şeker değil mi? O zaman ikisi bir arada isteyip şeker eklemek neyin kafası... Yol boyunca üzerine düşündüm desem yalan olmaz :) Kahveyi şekerli içmeyi seviyor olsam cidden deneyini yapacağım, aradaki farkı anlaya bilmek için ama korkuyorum... ya fark yoksa.... :))
Eee tabi insan benim gibi işsiz-güçsüz olunca böyle cümlelere takılmadan edemiyor :)
Arkadaş, zaten ikisi bir arada ile üçü bir aradanın farkı şeker değil mi? O zaman ikisi bir arada isteyip şeker eklemek neyin kafası... Yol boyunca üzerine düşündüm desem yalan olmaz :) Kahveyi şekerli içmeyi seviyor olsam cidden deneyini yapacağım, aradaki farkı anlaya bilmek için ama korkuyorum... ya fark yoksa.... :))
10 Eylül 2015 Perşembe
Did I say it out loud Yüksek sesle mi söyledim - İmalarla imtihanım hiç hoş değil...
Dürüst olmaya karar verdiğim gün imaları görmezden gelmeye karar vermiştim ki durum halen öyledir. Bu sebeple bana bir şey diyecekseniz ima ile değil direkt olarak ifade edin. Yoksa anlamam yada yanlış anlarım ve her şey daha da saçma bir hal alır...
Ben dürüst olmanın gerektirdiği şekilde açıkça sorarım yada söylerim. Çoğu insan bunu yapmaz yada yapamaz. İşte benim için işlerin sarpa sarmaya başladığı noktadır bu...
Fazlasıyla haklı sebebim de vardır bunun için sorarsanız anlatırım...
Ben dürüst olmanın gerektirdiği şekilde açıkça sorarım yada söylerim. Çoğu insan bunu yapmaz yada yapamaz. İşte benim için işlerin sarpa sarmaya başladığı noktadır bu...
Fazlasıyla haklı sebebim de vardır bunun için sorarsanız anlatırım...
8 Eylül 2015 Salı
Did I say it out loud Yüksek sesle mi söyledim ...
Yaa... Facebook hesabına izinsiz girmek nedir yaaa??!!! Bunun cüzdan karıştırmak yada telefon karıştırmaktan ne farkı var ki? Hayır birde ne bileyim bir sevgilim olsa o yapsa, yine yanlış bir durum dur kabul edilemez ama anlaması daha kolay olur, beraber çalıştığın kişi niye yapar böyle bir şey?
8 Ağustos 2015 Cumartesi
Yok yazmazsam rahatlayamayacağım.. Cidden kızgınım...
İnsanların hadsizliği cidden her geçen gün beni daha da saşırtıyor ve kızdırıyor. Kolay kolay kimseyle "senli-benli" konuşmamayı tercih edişim ve özellikle karşı cinse hitaplarda "bey" söylemini kullanıyor olmam kişilerin benimle her zaman aralarında belli bir mesafe görmelerini ve böylece gereksiz diyaloglardan uzak durmayı sağlamak için önlem vari uygulamalardır. Buna rağmen yapılanlar yani benim mesafeli duruşuma rağmen kendinde belli şeyleri yapmayı yada söylemeyi hak görebilenleri cidden ayakta alkışlıyorum. (kesin buda yanlış anlaşılır hemen açıklayayım,ironi yapıyorum...)
Beni tanıyanlar bu blogu neden kullandığımı bilirler: Kendimce hoşuma giden şeyleri biriktirdiğim ve benim neleri sevdiğimi merak edecek kadar beni önemseyen insanların göz atabileceği bir platform oluşturmak. Montaigne'in "denemeler" kitabını neden yazdığını açıkladığı yazı benim bu blogu neden yazdığımı açıklamama yardımcıdır. Okumak isteyenler için: http://charming-lifepattern.blogspot.com.tr/2014/07/montaigne-denemeler-montaigne-nin.html
Blogu beğenmeye bilirsin ama bu kimseye benim adıma websitesi açma hakkını vermez.Hadi diyelim ki cidden iyi niyetli bir yaklaşımla böyle bir girişimde bulunuldu. (ki ben yinede kimse için kimseden izin almadan karşı tarafın isim-soyismiyle adres alıp,kafama göre bir site oluşturup,kişinin facebook fotolarından istediğimi alıp,istediğim gibi kullanamazdım,bana haddini aşmak gibi gelirdi bu durum... böyle bir talep varsa, tamam, kimse bir şey diyemez zaten.Alan razı veren razı hesabı ama benim böyle bir talebim kimseden OLMADI ki...) Kişi kendinde bu siteyi yapmayı ne kadar hak olarak görüyorsa, karşı tarafında böyle bir siteyi istememe ihtimalini göz önünde bulundurup, hal eğer böyleyse saygıyla karşılamalıdır.. Ama yurdum insanı böyle mi??!! Tabi ki değil.. Ben, sevdiğim kişilerin ricası sebebiyle, elimden gelen en nazik şekilde rahatsızlığımı dile getirmeye çalışayım, bunu yaparken şekilden şekle gireyim, kelimelerimi seçerken dikkatli davranmak için elimden geleni yapayım... ama karşı taraf (zaten alkollu olup - daha saat 17-18 civarıyken..) benim "hayat dersine ihtiyacım olduğunu" yada "blogun saçma sapan bir şey" olduğunu bir an bile duraksamadan, laflarını ölçmeden tartmadan söyleyebilsin...
Neyse ki artık böyle bir site yok ama cidden aklımda kocaman bir soru işareti ve halen içimden atamadığım bir sinir var. Soru işareti insalarla mesafeyi nasıl ayarlayacağım konusunda.. Daha ne yapa bilirim ki...???!!!
Beni tanıyanlar bu blogu neden kullandığımı bilirler: Kendimce hoşuma giden şeyleri biriktirdiğim ve benim neleri sevdiğimi merak edecek kadar beni önemseyen insanların göz atabileceği bir platform oluşturmak. Montaigne'in "denemeler" kitabını neden yazdığını açıkladığı yazı benim bu blogu neden yazdığımı açıklamama yardımcıdır. Okumak isteyenler için: http://charming-lifepattern.blogspot.com.tr/2014/07/montaigne-denemeler-montaigne-nin.htmlBlogu beğenmeye bilirsin ama bu kimseye benim adıma websitesi açma hakkını vermez.Hadi diyelim ki cidden iyi niyetli bir yaklaşımla böyle bir girişimde bulunuldu. (ki ben yinede kimse için kimseden izin almadan karşı tarafın isim-soyismiyle adres alıp,kafama göre bir site oluşturup,kişinin facebook fotolarından istediğimi alıp,istediğim gibi kullanamazdım,bana haddini aşmak gibi gelirdi bu durum... böyle bir talep varsa, tamam, kimse bir şey diyemez zaten.Alan razı veren razı hesabı ama benim böyle bir talebim kimseden OLMADI ki...) Kişi kendinde bu siteyi yapmayı ne kadar hak olarak görüyorsa, karşı tarafında böyle bir siteyi istememe ihtimalini göz önünde bulundurup, hal eğer böyleyse saygıyla karşılamalıdır.. Ama yurdum insanı böyle mi??!! Tabi ki değil.. Ben, sevdiğim kişilerin ricası sebebiyle, elimden gelen en nazik şekilde rahatsızlığımı dile getirmeye çalışayım, bunu yaparken şekilden şekle gireyim, kelimelerimi seçerken dikkatli davranmak için elimden geleni yapayım... ama karşı taraf (zaten alkollu olup - daha saat 17-18 civarıyken..) benim "hayat dersine ihtiyacım olduğunu" yada "blogun saçma sapan bir şey" olduğunu bir an bile duraksamadan, laflarını ölçmeden tartmadan söyleyebilsin...
Neyse ki artık böyle bir site yok ama cidden aklımda kocaman bir soru işareti ve halen içimden atamadığım bir sinir var. Soru işareti insalarla mesafeyi nasıl ayarlayacağım konusunda.. Daha ne yapa bilirim ki...???!!!
25 Ekim 2014 Cumartesi
humor - yok artık daha neler ... :)
Etiketler:
humor,
quote,
Quotes,
Yok Artık Daha Neler
9 Aralık 2013 Pazartesi
20 Nisan 2013 Cumartesi
Tesadüfen Bir araya Gelmiş Otobüs Ahalisi...- yüksek sesle mi söyledim?!
Son bir haftadır denk geldiğim tv programlarında yada gazete-dergi yazılarında "uzmanlar" ülkemizde gereğinden fazla antidepresan kullanıldığını söylüyorlar ve onlar uzman olduklarından bu durum üzerine pek düşünmüyordum.
Bugün otobüse binmek için durakta bekliyordum,bir liseli kız diğerine "Ahmetler nerede?" diye sordu.Öteki de "Kavgaya gittiler" dedi."Saat 4 buçukta gittiler,şimdi 6 buçuk olduğuna göre yeni işleri bitmiştir" dedi.Bu diyalog beni şok etti.Olmamak elde mi Allah aşkına,"Kavga" sanki Hayal Kahvesi falan gibi bir mekanda arkadaşlar orada takılıyorlar der gibi rahat ve kanıksamış şekilde söyledi kız durumu.Yada sanki okulda sivil savunma kolu,kızılay kolu gibi,kavga kolu varda onlar rutin kavgalarına gitmişler gibi.Ya da sanki "Kavga" diye zorunlu seçmeli bir ders varda (bu da saçma,bir kere ders seçmeliyse niye zorunlu???!!!!:) arkadaşlar derste der gibi....Örnekleri ve de bu geyiği uzatmak mümkün ama anlatmak istediğim bu değil...
Neyse otobüse bindim,otobüsün rutin istikametinde ilerlerken şöförümüzle bir diğer şöför arasında ağız dalaşı başladı.Diğer şöfer sanki tüm gün içinde tutmuşcasına okkalı şekilde bizim şöföre bir güzel giydirdi.Eee tabi otobüs full liseli kaynıyor olunca duruma ilk tepki sesli kahkaha atmak oluyor.Neden sonra orta yaşlı ahali "cıkcık" lamaya başlıyor.Aradan 10 dk geçmiyor ki bizim şöför bir minibüsün yolunu kesip önüne geçiyor,bunu yediremeyen minübüs şöförü otobüse yetişip önüne geçiyor tabi yanımızdan geçerken o da günün anlam ve ehemmiyetine uygun duygu yüklü ve gereğinden samimi konuşmasını yapıyor(kısaca küferediyor da diyebiliriz)Bunlar olurken orta yaşlı bir adam "Ne olacak bu geçliğin hali,çok terbiyesizler,yer bile vermeye yelten miyorlar,siz bizden daha yorgunsunuz tabi siz oturun gibi" iğneleyen laflar söyleyerek zaten gerilmiş olan sinirlerimize ayrı bir gerginlik katıyor.Ki ben ayakta olmama rağmen bu konuşmadan rahatsız oluyorum. bu ve benzeri konuşmaları o kadar çok duydum ki otobüs ve metrolarda feci şekilde bıktım.Hayır sanki sen bunu söyleyince özür dileyip yer veriyorlar.Hadi bunu da geçtim,bunun otobüs olduğunu herkes biliyor,kimse kimseye yer vermek zorunda değil tamamen isteğe bağlı ve sen karşındakini bu şekilde ikna edeceğini düşünüyorsan yanlış yoldasın ayrıca herkesin oturacağı bir araca sahip olmak istiyorsan ya araba alacaksın yada taksi tutacaksın...(Bunları yazıyorum ama emin olun boş yer olsa bile bazen oturmuyorum toplu taşıma araçlarında,beni sinir eden söylenmeleri,haklıyken haksız konumuna düşmek böyle birşey olsa gerek)
Neyse sonra tam inme vaktim geldi düğmeye basıcam,ama düğmenin önünü bloke eden bir bayan var."Düğmeye basa bilir misiniz" diyorum kadına,kadın yüzüme Fransızca konuşmuşum gibi bakıp geri çekiliyor,"kendin bas" der gibi??!!!
Veee sonunda otobüsten iniyorum.Ama yürürken aklıma en başta bahsettiğim "ülkemizde gereğinden fazla antidepresan kullanılıyor" haberleri geliyor ve durumu analiz etmeye başlıyorum.Madem ki o kadar çok kişi hap kullanıyor,sadece 15dk lık yolculukta bir birinden garip ve gereksizce agrasif davranış sergileyen bu rasgele oluşmuş kalabalık hap kullanan grubun bir parçası mı değil mi merak etmeden duramıyorum.Parçasıysa belli ki işe yaramıyor,değilse o gruba dahil olmaları zaten fazla olan hap kullanımını dahada arttıracak diyorum kendi kendime.Ama bence uzmanların unuttuğu bir şey var,diğer ülkelere oranla alkol ve uyuşturucu madde kullanımı ülkemizde o kadarda yaygın değil.Hiç yok demiyorum tabi ki ama mesela bazı Avrupa ülkelerinde uyuşturucu bile legal.Sonuçta antidepresanlar da kısmen legal uyuşturucu yerine geçmiyor mu?Bu bilgileri toparlayınca şu sonuca varıyorum,ülkemizde antidepresan kullanımının fazla gözüküyor olmasının sebebi diğer ülkelerde antidepresan muadili bir çok başka ürün kullanılması diyorum ve hatta ülkemizde yeterince antidepresan kullanılmıyor bile diye bilirim:) Elbette her şey zihinde bitiyor ama zihni düzene sokmak için gereken ne zaman ne de para kimsede yok hadi diyelim ki sen de var o zamanda düzgün bir psikolog yada psikiyatrist bulmak da zor."Bana yer verdin,vermedin yada bana yol vermedin,yolumu kestin,neden baktın" gibi havadan sudan sebeplerden cinnet geçirmeyi önlemek için geçicide olsa agrasif kalabalığın antidepresan kullanmasını diliyorum ya da daha yapıcı-kısa sürede sonuca götüre bilecek bir önerisi olan varsa üzerinde düşünmek isterim...
Bugün otobüse binmek için durakta bekliyordum,bir liseli kız diğerine "Ahmetler nerede?" diye sordu.Öteki de "Kavgaya gittiler" dedi."Saat 4 buçukta gittiler,şimdi 6 buçuk olduğuna göre yeni işleri bitmiştir" dedi.Bu diyalog beni şok etti.Olmamak elde mi Allah aşkına,"Kavga" sanki Hayal Kahvesi falan gibi bir mekanda arkadaşlar orada takılıyorlar der gibi rahat ve kanıksamış şekilde söyledi kız durumu.Yada sanki okulda sivil savunma kolu,kızılay kolu gibi,kavga kolu varda onlar rutin kavgalarına gitmişler gibi.Ya da sanki "Kavga" diye zorunlu seçmeli bir ders varda (bu da saçma,bir kere ders seçmeliyse niye zorunlu???!!!!:) arkadaşlar derste der gibi....Örnekleri ve de bu geyiği uzatmak mümkün ama anlatmak istediğim bu değil...
Neyse otobüse bindim,otobüsün rutin istikametinde ilerlerken şöförümüzle bir diğer şöför arasında ağız dalaşı başladı.Diğer şöfer sanki tüm gün içinde tutmuşcasına okkalı şekilde bizim şöföre bir güzel giydirdi.Eee tabi otobüs full liseli kaynıyor olunca duruma ilk tepki sesli kahkaha atmak oluyor.Neden sonra orta yaşlı ahali "cıkcık" lamaya başlıyor.Aradan 10 dk geçmiyor ki bizim şöför bir minibüsün yolunu kesip önüne geçiyor,bunu yediremeyen minübüs şöförü otobüse yetişip önüne geçiyor tabi yanımızdan geçerken o da günün anlam ve ehemmiyetine uygun duygu yüklü ve gereğinden samimi konuşmasını yapıyor(kısaca küferediyor da diyebiliriz)Bunlar olurken orta yaşlı bir adam "Ne olacak bu geçliğin hali,çok terbiyesizler,yer bile vermeye yelten miyorlar,siz bizden daha yorgunsunuz tabi siz oturun gibi" iğneleyen laflar söyleyerek zaten gerilmiş olan sinirlerimize ayrı bir gerginlik katıyor.Ki ben ayakta olmama rağmen bu konuşmadan rahatsız oluyorum. bu ve benzeri konuşmaları o kadar çok duydum ki otobüs ve metrolarda feci şekilde bıktım.Hayır sanki sen bunu söyleyince özür dileyip yer veriyorlar.Hadi bunu da geçtim,bunun otobüs olduğunu herkes biliyor,kimse kimseye yer vermek zorunda değil tamamen isteğe bağlı ve sen karşındakini bu şekilde ikna edeceğini düşünüyorsan yanlış yoldasın ayrıca herkesin oturacağı bir araca sahip olmak istiyorsan ya araba alacaksın yada taksi tutacaksın...(Bunları yazıyorum ama emin olun boş yer olsa bile bazen oturmuyorum toplu taşıma araçlarında,beni sinir eden söylenmeleri,haklıyken haksız konumuna düşmek böyle birşey olsa gerek)
Neyse sonra tam inme vaktim geldi düğmeye basıcam,ama düğmenin önünü bloke eden bir bayan var."Düğmeye basa bilir misiniz" diyorum kadına,kadın yüzüme Fransızca konuşmuşum gibi bakıp geri çekiliyor,"kendin bas" der gibi??!!!
Veee sonunda otobüsten iniyorum.Ama yürürken aklıma en başta bahsettiğim "ülkemizde gereğinden fazla antidepresan kullanılıyor" haberleri geliyor ve durumu analiz etmeye başlıyorum.Madem ki o kadar çok kişi hap kullanıyor,sadece 15dk lık yolculukta bir birinden garip ve gereksizce agrasif davranış sergileyen bu rasgele oluşmuş kalabalık hap kullanan grubun bir parçası mı değil mi merak etmeden duramıyorum.Parçasıysa belli ki işe yaramıyor,değilse o gruba dahil olmaları zaten fazla olan hap kullanımını dahada arttıracak diyorum kendi kendime.Ama bence uzmanların unuttuğu bir şey var,diğer ülkelere oranla alkol ve uyuşturucu madde kullanımı ülkemizde o kadarda yaygın değil.Hiç yok demiyorum tabi ki ama mesela bazı Avrupa ülkelerinde uyuşturucu bile legal.Sonuçta antidepresanlar da kısmen legal uyuşturucu yerine geçmiyor mu?Bu bilgileri toparlayınca şu sonuca varıyorum,ülkemizde antidepresan kullanımının fazla gözüküyor olmasının sebebi diğer ülkelerde antidepresan muadili bir çok başka ürün kullanılması diyorum ve hatta ülkemizde yeterince antidepresan kullanılmıyor bile diye bilirim:) Elbette her şey zihinde bitiyor ama zihni düzene sokmak için gereken ne zaman ne de para kimsede yok hadi diyelim ki sen de var o zamanda düzgün bir psikolog yada psikiyatrist bulmak da zor."Bana yer verdin,vermedin yada bana yol vermedin,yolumu kestin,neden baktın" gibi havadan sudan sebeplerden cinnet geçirmeyi önlemek için geçicide olsa agrasif kalabalığın antidepresan kullanmasını diliyorum ya da daha yapıcı-kısa sürede sonuca götüre bilecek bir önerisi olan varsa üzerinde düşünmek isterim...
9 Aralık 2011 Cuma
3 Aralık 2011 Cumartesi
How often do men think about sex?
Angelina Jolie Küçükken Cenaze Levazımatçısı Olmak İstiyormuş:)
Geçen gün gazete okurken bir habere gözüm ilişti.Başlığı saçma bulduğumdan ikinci kez okudum yani ben yanlış anlamışım yada yanlış okumuşumdur diye ama değilmiş.Bildiğiniz oyuncu dünyaca ünlü Angelina Jolie küçük bir çocukken cenaze levazımatçısı olmak istiyormuş ve oyuncu olmasaydım levazımatçı olurdum demiş.
Elbette küçükken bir çoğumuz büyünce edineceğimiz mesleklerle ilgili ilginç beyanlarda bulunmuşuzdur.Mesela beni en çok güldüren küçükçocuk mesleği 'Gelin' yada 'Damat' olmak.Soruyorsun el kadarçocuğa 'Büyüğünce ne olmak istiyorsun?' diye ,bilmiş bilmiş 'Ben bÜyüyünce gelin olcaammm.' diyor.O zaman beni bir gülme alıyor ki sormayın gitsin.Tabi çocuk düğünlerde en çok ilgi görüp en şatafatlı giyinen kişinin kendi masallarındaki prenses gibi göründüğünü düşünerek böyle bir çıkarımda bulunuyor.Gözünde gelin olmak yada damat olmak çok başka bir hal alıyor.Ben kızçocuklarının sırfabisi yada kardeşi sünnet oldu diye 'Bende sünnet olcam' dediğine bile şahidim.Nasıl masum nasıl safça istekler aslında.Yani kaynağına bakılınca,aslında onun istediği ilgi odağı olmak,takdir görmek falan.İşte çocukların bu halleri beni çok güldürüyor.
Ancak Angelina'nın büyüyünce olmak istediği meslek cidden çok marjinal.Kendisi de bunu kabul ediyor.'Kulağa tuhaf geldiğini biliyorum ama dedemi kaybettiğimde defin işlemlerinin akışı beni çok kızdırmıştı.'diyor ve ekliyor ' O dönemde ölüm ve yakınların bu duruma alışması konusunda epeyce kafa yormuştum.' diyor.Tabi çocuk zihninin algısı daima yetişkinlerden farklı oluyor.Demek ki cidden çok etkilenmiş bu kayıptan ve kendi içinde yaptığı sorgulamalarla bu kanıya varmış.Sonuçta zaten düşünce sistemi marjinal olan bir insan olmasaydı şimdiki Angelina'da olamazdı herhalde.
Peki sizin böyle ilginç çocukluk seçimleriniz olmuş muydu geleceğe dair?
Ancak Angelina'nın büyüyünce olmak istediği meslek cidden çok marjinal.Kendisi de bunu kabul ediyor.'Kulağa tuhaf geldiğini biliyorum ama dedemi kaybettiğimde defin işlemlerinin akışı beni çok kızdırmıştı.'diyor ve ekliyor ' O dönemde ölüm ve yakınların bu duruma alışması konusunda epeyce kafa yormuştum.' diyor.Tabi çocuk zihninin algısı daima yetişkinlerden farklı oluyor.Demek ki cidden çok etkilenmiş bu kayıptan ve kendi içinde yaptığı sorgulamalarla bu kanıya varmış.Sonuçta zaten düşünce sistemi marjinal olan bir insan olmasaydı şimdiki Angelina'da olamazdı herhalde.
Peki sizin böyle ilginç çocukluk seçimleriniz olmuş muydu geleceğe dair?
6 Şubat 2011 Pazar
Blind Date-Kör Randevu:)
Uzun zamandır yalnızdım ve yakın arkadaşım Bade zorla bana arkadaşlarından biriyle bir randevu ayarladı.Zorla diyorum çünkü hiç tanımadığım biriyle görücü usülü görüşmek bana çok da medenice gelmiyordu.Hoş bu yolla evlenenler bile var,ben alt tarafı bir randevuya gidecektim.'İstediğim gibi gitmezse başımdan savarım ne var yani 'diye düşündüm ve kabul ettim,ki zaten Bade'deki dakikada 2978 cümle kurma yeteneği olmasaydı (tabi ki abartıyorum,kızın bu dalda rekoru falan yok yani:)kabul etmezdim ama bu kadar ısrar karşısında akıl sağlığımın bir randevuya ayıracağım zamandan daha önemli olduğuna karar verip Bade'yi susturmayı başardım:)
Çocuğa dair çok az şey biliyordum.Benim nedense renkli gözlülere zaafım vardır.Bade de bunu bildiğinden mavi gözlü birini ayarlamış bana.Bu saatten sonra geçici değil kalıcı bir şeyler aradığımdan yine benim gibi düşünen birisini bulmuş arkadaşım ve o da uzun zamandır yalnızmış.Son kız arkadaşı onu aldatmış yani kendi gözüyle görmemiş ama buna inanmak için kuvvetli delilleri varmış.Bir ilaç firmasında ilaç mübessiliymiş,ama tabi geleceğini bu meslekte harcamayacakmış 1-2 sene daha çalışıp kendi işini kurmayı düşünüyormuş.İşin enteresan kısmı çocuğa dair bunca şeyi anlatan sevgili arkadaşım buluşacağım adamın adını söylemeyi unuttu,hoş bende sormayı unuttum:)
Her neyse hafta sonu yemeğe gidecektik ve ben her ne kadar bu buluşmadan çok şey ummuyor olsam da buluşmada yinede hoş gözükmek için alışverişe çıkmıştım.Dolabımda genelde pantolon,gömlek,ceket kombinasyonları vardı.Yoğun çalışan biri olunca sanırım rahatlığı hangi tarz kıyafette buluyorsa insan ona yoğunlaşıyor.Ama böyle bir günde en azından etek yada elbise giymek istedim.Çok fazla dolaştıktan sonra istediğim renk,beden ve boyda bir elbise bulabildim.Hatta eve döndüğümde neden bu kadar uğraştım ki diye sordum kendi kendime çünkü önem vermediğim bir randevuya gitmek için koca bir günümü alışverişe harcamıştım.
O gün gelmişti evde koşuşturup duruyordum.Gören randevuya değilde kendi nikahıma gidiyorum sanırdı:)Makyajım yarımdı,elbisem dolapta astığım yerden düşmüş ve etek kısımları kırışmıştı,ütü şarttı.Saçlarımda bigudiler,yüzümde yarım makyaj odadan odaya koşturuyordum hatta koşarken 2-3kez kapıya küçük ayak parmağımıda vurmuşluğum vardı.Hatta o gün o parmağı ameliyatla aldırma kararıalmıştım ama elbetteki sinirle alınmış bir karardı:)
Ütü masasını çıkardım hemen,ütüyü fişe takıp ısınmasını bekledim hatta ısınmışmı diye kontrol ederken parmağımı da yaktım.Isınmış olduğunu görünce elbisemi getirdim,ütü masasına bir güzel yaydım.Ütülemeye başladım bir taraftan da elbisenin içinde ne kadar hoş olduğumu düşünüyordum.Keşke işe de bu elbiseyle gide bilseydim çünkü iş yerinde çok hoş bir çocuk vardı ve onu bu elbisenin içinde etkileye bileceğimi düşünüyordum ama herhalde bunu giyip gitsem herkese dalga konusu olurdum.Ben bunları düşünürken kapı çaldı.İyi de ben kimseyi beklemiyordum üstelik dışarı çıkacaktım ve kesinlikle kapıyı açabilecek durumum yoktu.Aç miyim nasıl olsa gider diye düşünüp işime devam etmeye karar vermişken kapı tekrar ve üstüste çaldı.Kapıdaki herkimse gayet inatçıydı.Hemen üzerime uzun bornozumu geçirdim ve kapıya gittim.Tabi bu arada köpeğim Candy'nin haykırışlarıda hat safhadaydı ki muhtemelen kapıdaki onun sesini duyunca kapıyı çalmakta ısrar etmişti.
Otomata bastım,kapıyı açtım gelen kargo görevlisiymiş.Geçen hafta nette ucuzluğa girmiş olan botları sipariş etmiştim,onları getirmişti.Beni görünce önce biraz afalladı bende olsam dumur olurdum açıkçası çünkü saçlarım sarılı yüzümünde yarım makyaj,gözlerimde az önce cinnet geçirmiş bir ifadeyle bakıyordum adama.Adam ilk şoku atlattıktan sonra beni paylamaya başlamasın mı'hanımefendi niye adresinizi doğru yazmıyorsunuz,ne kadar zorlandım burayı bulana kadar'falan filan diye verip veriştiyordu görevli.'Ama.....ben......yazmıştım......doğruydu'gibi birer kelimelik cevaplar verebiliyordum çünkü adam durmak bilmiyordu.Paketin üzerindeki adrese baktim hakikaten eksik gözüküyordu sustum kaldım bu sebepten.İmzamı attım,kimliğimi alıp geldim içeriden,gösterdim neyse ki adam gitmeye karar verdi ve bende kargomu alıp kapıyı kapadım.Tabi Candy hala deli gibi havlıyordu.'kızım bir sus,bak adam gitti'falan diyordum ama onun umrunda değildi.Sanrım karnı aç diye düşünüp mamasını hazırlayıp koydum.Şöyle bir koklayıp,sırtını döndü mamaya suratıma bakıp tekrar havlamaya başladı.'Seninle uğraşamicam Candy,sen böyle havlıyorken elbet sesin kısılır da susarsın 'dedim.Sonra beni bir düşünce aldı 'acaba köpeklerin sesi kısılırmıydı?'diye:)
Hemen botlarımın kutusunu açtım denedim,tam istediğim gibiydi.O sırada kutunun diğer kısmındaki kargo etiketini gördüm orada adresim tam yazıyordu.Yani boşuna onca azarı işitmiştim aslında ben doğru adresi vermiştim ama onlar kutunun üstündeki yere yazarken yanlış yazmışlardı.Neyse olacağı varmış diye düşünürken telefon çaldı.Arayan Bade'ydi.Vazgeçip geçmediğimi öğrenmek için arıyordur diye düşündüm.'Gidiyorum merak etme Bade' diyerek açtım telefonu gülerek,'Hımmmm,belki de gitmesen daha iyi olur'dedi keyifsizce.Tabi Candy hala deli gibi havlıyordu,'dur bir dakika 'dedim Bade'ye belli ki kötü bir şey vardı ama Candy'nin havlamasını fon ses olarak çekemezdim kötü haber alırken bu sebepten elime terliğimi aldım onu korkutacaktım,içerideki odaya gittim Candy niye bağrıyorsun diye bağırdım.Yazık Candy bir bana birde ütü masasına bakıyordu.Meğer köpeciğim bana bir şeyler anlatmaya çalışıyormuş.Tahmin edebileceğiniz gibi ütü masasından dumanlar yükseliyordu.Ütüyü kaldırdım hemen elbisenin üzerinden ama çoktan olan olmuştu.Daha bir kez bile kullanmak nasip olmayan elbisemi ütüleyeyim derken yakmıştım.Öncelikle şok oldum ardından da resmen yıkıldım.Şimdi ne giyecektim.Hoş belkide giymek için başka bir şey düşünmeme gerek yoktu belkide Bade kötü haber vermek üzeriydi,sezmiştim çünkü.Ahh Bade'yi telefonda unutmuştum.'Kuzum orada mısın?'dedim.'Evet tatlım ne oldu,Candy iyi mi?'diye sordu merakla.'Merak etme onun bir şeyi yok ama aynı şeyi elbisem için söyleyemeyeceğim,ütüyü üstünde unutup yakmışım da'dedim.'Belki de bu ilahi bir uyarıdır,bu buluşmaya gitmemek için demek ki senin için hayırlı değilmiş'dedi.'Ne diyorsun Bade,günlerdir başımın etini yiyen ve beni buna ikna eden sensin.Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu?'dedim.'Biliyorum'dedi'Çok üzgünüm,o adamın bu kadar şerefsiz olduğunu bilmiyordum.'
'Niye ne oldu ki?'diye sordum.
' Az önce aradı beni,seninle buluşamayacağını çünkü sevgilisinin Londra'dan aniden döndüğünü söyledi.Sözde o onların ayrıldığını sanıyormuş,en son büyük bir kavga etmişler ama kız çat kapı gelmiş yani ayrılmamışlarmış.Gerçekten çok özürdilerim kuzum'dedi.
Resmen şok olmuştum,kendimi feci şekilde kötü hissediyordum.Tek kelime söyleyecek gibi değildim.O arada ağzımdan 'Ama hani o da uzun zamandır yalnızdı?'diye bilmişim.'Bende aynını sordum kuzu,yaklaşık 6 aydır kız arkadaşımla yüz yüze görüşmüyorduk ve kavgalıydık ben uzun zamandır kendimi yalnız hissediyordum bu sebepten öyle dedim dedi bana'diye cevap verdi dedi Bade.'Neyse dedim kapatalım şimdi seni birazdan ararım ben'deyip kızın suratına kapadım telefonu çünkü ağlamama ramak kalmıştı ve onun duymasını istemiyordum.
Zaten istemediğim bir randevuya ikna edilmiş,gidip alışveriş yapmış,hazırlanayım derken kendimi paralamış,kargo çalışanından azar işitmiş,çok beğendiğim ve daha hiç giymediğim elbisemi ütü altında yakmış,buluşacağım adam tarafından ekilmiş hemde aslında onun bir sevgilisi olduğunu öğrenmiş,üzerimde bornoz,kafamda koca bigudiler,yere oturmuş ağlıyordum.Bunca çaba ne içindi ki?.....
Çocuğa dair çok az şey biliyordum.Benim nedense renkli gözlülere zaafım vardır.Bade de bunu bildiğinden mavi gözlü birini ayarlamış bana.Bu saatten sonra geçici değil kalıcı bir şeyler aradığımdan yine benim gibi düşünen birisini bulmuş arkadaşım ve o da uzun zamandır yalnızmış.Son kız arkadaşı onu aldatmış yani kendi gözüyle görmemiş ama buna inanmak için kuvvetli delilleri varmış.Bir ilaç firmasında ilaç mübessiliymiş,ama tabi geleceğini bu meslekte harcamayacakmış 1-2 sene daha çalışıp kendi işini kurmayı düşünüyormuş.İşin enteresan kısmı çocuğa dair bunca şeyi anlatan sevgili arkadaşım buluşacağım adamın adını söylemeyi unuttu,hoş bende sormayı unuttum:)
O gün gelmişti evde koşuşturup duruyordum.Gören randevuya değilde kendi nikahıma gidiyorum sanırdı:)Makyajım yarımdı,elbisem dolapta astığım yerden düşmüş ve etek kısımları kırışmıştı,ütü şarttı.Saçlarımda bigudiler,yüzümde yarım makyaj odadan odaya koşturuyordum hatta koşarken 2-3kez kapıya küçük ayak parmağımıda vurmuşluğum vardı.Hatta o gün o parmağı ameliyatla aldırma kararıalmıştım ama elbetteki sinirle alınmış bir karardı:)
Otomata bastım,kapıyı açtım gelen kargo görevlisiymiş.Geçen hafta nette ucuzluğa girmiş olan botları sipariş etmiştim,onları getirmişti.Beni görünce önce biraz afalladı bende olsam dumur olurdum açıkçası çünkü saçlarım sarılı yüzümünde yarım makyaj,gözlerimde az önce cinnet geçirmiş bir ifadeyle bakıyordum adama.Adam ilk şoku atlattıktan sonra beni paylamaya başlamasın mı'hanımefendi niye adresinizi doğru yazmıyorsunuz,ne kadar zorlandım burayı bulana kadar'falan filan diye verip veriştiyordu görevli.'Ama.....ben......yazmıştım......doğruydu'gibi birer kelimelik cevaplar verebiliyordum çünkü adam durmak bilmiyordu.Paketin üzerindeki adrese baktim hakikaten eksik gözüküyordu sustum kaldım bu sebepten.İmzamı attım,kimliğimi alıp geldim içeriden,gösterdim neyse ki adam gitmeye karar verdi ve bende kargomu alıp kapıyı kapadım.Tabi Candy hala deli gibi havlıyordu.'kızım bir sus,bak adam gitti'falan diyordum ama onun umrunda değildi.Sanrım karnı aç diye düşünüp mamasını hazırlayıp koydum.Şöyle bir koklayıp,sırtını döndü mamaya suratıma bakıp tekrar havlamaya başladı.'Seninle uğraşamicam Candy,sen böyle havlıyorken elbet sesin kısılır da susarsın 'dedim.Sonra beni bir düşünce aldı 'acaba köpeklerin sesi kısılırmıydı?'diye:)
'Niye ne oldu ki?'diye sordum.
' Az önce aradı beni,seninle buluşamayacağını çünkü sevgilisinin Londra'dan aniden döndüğünü söyledi.Sözde o onların ayrıldığını sanıyormuş,en son büyük bir kavga etmişler ama kız çat kapı gelmiş yani ayrılmamışlarmış.Gerçekten çok özürdilerim kuzum'dedi.
Zaten istemediğim bir randevuya ikna edilmiş,gidip alışveriş yapmış,hazırlanayım derken kendimi paralamış,kargo çalışanından azar işitmiş,çok beğendiğim ve daha hiç giymediğim elbisemi ütü altında yakmış,buluşacağım adam tarafından ekilmiş hemde aslında onun bir sevgilisi olduğunu öğrenmiş,üzerimde bornoz,kafamda koca bigudiler,yere oturmuş ağlıyordum.Bunca çaba ne içindi ki?.....
25 Ocak 2011 Salı
Ünlü çiftler nasıl tanışmış hiç merak ettiniz mi?Ben ettim de:)
1997'de bir sosyal sorumluluk kampanyası için yapılan futbol maçında tanıştılar. İkisi de destek için oradayılar. Victoria Davidn kim olduğunu bile bilmiyordu ozaman ama kısa bir sohbetten sonra görüşmeye devam ettiler. İyi ki de etmişler yoksa Dünya şu an hangi çifti konuşuyor olurdu?Bir zamanlar Hollywood'un en gözde çifti onları bu mutlu fotoğraf sararmaya yüz tuttu ama ünlü aşkları deyince akla hala onların rengarenk ve gıpta ettiren ilişikisi geliyor. Brad ve Jennifer 1998 de ajanslarının ayarlığı bir buluşmada tanıştılar. Aslında diğer bir deyişiyle görücü usulüyle birbirlerine ayarlandılar. Daha sonra bir konserde öpüşürken yakalandıklarında herkes bu ilişikinin ne kadar muhteşem olacağını konuşmaya ve doğmamış çocuklarına isimler bulmaya başladı. Fakat bu işin sonu sanıldığı kadar harika bitmedi.
Bu ilişki de tarihe karışanlardan. Tıpkı bu ilişki gibi fiyaskoolan bir filmin çekilmerinde tanıştılar: Jennifer Lopez henüz Cris Judd ile evliyken tanıştığı Ben ile kocasından boşandıktan sonra birlikte olmaya başladı. Medya bu haberle sallandı ama kısa sürede ayrılık haberi ile gündem yeni aşklara kaldı.
Tweet'leri sayesinde ilişkilerinin her aşamsını an be an takip ettiğimiz bu sevimli ikili sonunda evlendi ama hala durulmadılar. İçlerinideki çocuk hiç büyümeyecek gibi olan bu çift 2009 yapımı Get Him To The Greek filminin setinde tanıştılar. daha sonra Russel'ın sunuculuğunu yağtığı MTV Video müzik ödüllerinde de karşılaşınca olanlar oldu. Russel Brand tüm seyircilere şöyle seslendi: "Katy pretty bir ödül alamadı ve kendisi benimle aynı otelde kalıyor. Eminim akşam yaslanıp ağlayacak bir omuza ihtiyaç duyacaktır. Bu durumda bu gecenin kazananı benim değil mi?"
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)